Troy (Truva)

To reach Troy, you’ll need to follow the Çanakkale–İzmir Highway, known locally as the D550 or E87. The site is signposted near the village of Tevfikiye, around 25 kilometres from Çanakkale. From the main highway, a long, straight road leads directly to the site of ancient Troy, also known locally as Truva. Historically, it has also been referred to as Troy, Ilion, or Ilium—the city at the heart of the Trojan War, as described in Homer’s Iliad. Before the founding of Troy, the area is believed to have been known to the Hittites as Wilusa. Under the Roman Emperor Augustus, Ilium was established as an important city in the region, maintaining its significance until the rise of Constantinople.

The discovery of Troy is commonly credited to Heinrich Schliemann, a wealthy and self-promoting German businessman fascinated by archaeology. However, it was Frank Calvert, a British consul and amateur archaeologist, who had already begun excavations on land he had purchased from a local farmer in Hisarlık. Calvert encouraged Schliemann to dig on the eastern portion of the mound, which lay on his land. Initially sceptical, Schliemann soon recognised the importance of the site and began major excavations, revealing that numerous cities had been built atop one another over the centuries.

Troy was designated a UNESCO World Heritage Site in 1998 and today welcomes a steady stream of coach tours and independent travellers. Some visitors may be disappointed by the absence of large standing structures, with only the foundations remaining visible. However, it’s crucial to appreciate the significance of what lies beneath, and with a little imagination, one can start to picture the grandeur of ancient Troy. Those wishing to gain a deeper understanding of the many layers and historical phases of the site are encouraged to hire a guide, as the complexities of the settlement cannot be fully conveyed through short films or basic information boards.

Historically, visits to Troy were brief, often lasting only a couple of hours before moving on. However, the opening of the nearby Troy Museum has transformed the visitor experience. The museum alone merits at least two hours, making it advisable to set aside around four hours in total to visit both the archaeological site and the museum.

The Trojan War, thought to have taken place during the 12th, 13th or 14th centuries BC, is famously recounted in Homer’s Iliad. In the epic, the Achaeans lay siege to the city of Troy, which stood on a hill overlooking the plains of the Scamander River. Although today the site lies five kilometres from the coast, it once sat much closer to the sea. Over time, silt from the river formed a natural harbour that gradually turned to land. Troy is also mentioned in Homer’s Odyssey and in other works of Greek literature. Alexander the Great is said to have visited the site in 334 BC, and references to Troy appear in 16th-century texts, where the ruins—or possibly those of the nearby island of Tenedos—were described in poetic detail.

Much of the Trojan War legend remains unverified, blending myth with possible historical elements. The story of the wooden horse, in which the Greeks tricked the Trojans into allowing enemy soldiers into their fortified city, remains one of the most enduring tales in Western culture. This story inspired the term “Trojan horse” in the world of computing, referring to malicious software that infiltrates systems under the guise of a harmless file. The phrase “beware of Greeks bearing gifts” also originates from this tale. In modern-day Çanakkale, the wooden horse used in the 2004 film Troy, starring Brad Pitt, is displayed prominently along the seafront.

After visiting the ancient ruins, travellers can make their way back to the Hisarlık area, where the Troy Museum is located just a short distance away. Opened in 2018 at a cost of eight million dollars, the museum is housed in a striking cube-shaped building clad in rust-coloured panels and tinted glass. Accessed via a ramp leading to an underground reception area, the museum features expansive open galleries, glass floors, a café, a gift shop, and even conference and exhibition spaces. The rooftop offers panoramic views of the surrounding countryside.

The museum’s four main exhibition levels are divided into seven thematic sections, showcasing a wide array of artefacts, including sculptures, terracotta ceramics, jewellery, coins, statues, and figurines. Some items have been returned from overseas institutions, such as the Penn Museum in the US, while others come from local museums across the Çanakkale region. This carefully curated museum complements the archaeological site and should not be missed.

For those interested in seeing more, the British Museum hosted an exhibition titled Troy: Myth and Reality, which opened in November 2019. This featured around 300 artefacts, many from the Bronze Age, including nearly 100 objects from Schliemann’s so-called “Priam’s Treasure”, controversially removed from Troy and sent to Germany.

Although Schliemann often receives credit for finding Troy, it was Calvert’s earlier work and insight that laid the foundation. Schliemann’s methods were later criticised for causing irreversible damage to the site, but his influence undeniably brought international attention to Troy. Excavations continue today, led by Çanakkale Onsekiz Mart University, and the site remains one of Turkey’s most significant archaeological and cultural landmarks.


Troya’ya ulaşmak için Çanakkale–İzmir karayolunu, yani yerel adıyla D550 ya da E87 otoyolunu takip etmeniz gerekir. Antik kent, Tevfikiye köyü yakınlarında tabelalarla gösterilmektedir ve Çanakkale’den yaklaşık 25 kilometre uzaklıktadır. Ana yoldan ayrıldıktan sonra uzun ve düz bir yol, sizi doğrudan Truva’ya götürür. Yerel halk tarafından “Truva” olarak bilinen bu yer, tarihsel olarak Troya, İlion veya İlyum adlarıyla da anılmıştır. Homeros’un İlyada destanında geçen ünlü Truva Savaşı’nın merkezinde yer alan şehir burasıdır. Troya kurulmadan önce bu bölgenin Hititler tarafından Wilusa adıyla bilindiği düşünülmektedir. Roma İmparatoru Augustus döneminde kurulan İlyum, bölgenin en önemli şehirlerinden biri haline gelmiş ve İstanbul’un yükselişine kadar önemini korumuştur.

Troya’nın keşfi genellikle arkeolojiye meraklı, zengin ve kendini ön plana çıkarmayı seven bir Alman iş insanı olan Heinrich Schliemann’a atfedilir. Ancak aslında İngiliz bir konsolos ve amatör arkeolog olan Frank Calvert, Hisarlık’taki bir tarlayı yerel bir çiftçiden satın alarak kazılara başlamıştı. Calvert, Schliemann’ı höyüğün doğu kısmında kazı yapmaya teşvik etti. Başta kuşkulu yaklaşan Schliemann, kısa sürede buranın önemini kavradı ve yaptığı kazılarda, bu bölgede üst üste kurulmuş birçok yerleşim olduğunu ortaya çıkardı.

Troya, 1998 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi ve günümüzde düzenli otobüs turlarıyla pek çok ziyaretçi ağırlamaktadır. Bazı ziyaretçiler, ayakta kalan büyük yapılar göremedikleri için hayal kırıklığına uğrayabilir. Ancak bu kalıntıların önemi büyüktür ve biraz hayal gücüyle bu antik kentin nasıl göründüğünü canlandırmak mümkündür. Troya’nın birçok katmanını ve dönemini derinlemesine anlamak isteyen ziyaretçilerin bir rehber eşliğinde gezmeleri tavsiye edilir; zira kısa videolar ya da panolar bu karmaşık yerleşimi yeterince anlatamaz.

Geçmişte ziyaretçiler genellikle sadece birkaç saat geçirip yollarına devam ederdi. Ancak yakın zamanda açılan Troya Müzesi ile bu deneyim önemli ölçüde zenginleşti. Müzenin kendisi en az iki saatlik bir zaman ayırmayı gerektiriyor, bu nedenle hem ören yerini hem de müzeyi gezebilmek için toplamda dört saatinizi ayırmanız önerilir.

Truva Savaşı’nın M.Ö. 12, 13 veya 14. yüzyıllarda gerçekleştiği düşünülmektedir. Homeros’un İlyada destanında Aka ordusu, Truva’nın karşısındaki düzlükte kamp kurarak şehri kuşatır. Bugün kent kıyıdan beş kilometre içeride olsa da, geçmişte denize çok daha yakın bir konumdaydı. Zamanla nehirlerin taşıdığı alüvyonlar doğal bir limanı kara hâline getirmiştir. Troya, Homeros’un Odysseia destanında da geçer ve başka pek çok Yunan edebi eserinde anılır. Büyük İskender’in M.Ö. 334 yılında Troya’yı ziyaret ettiği söylenir. 16. yüzyılda yazılan bazı eserlerde ise Truva kalıntıları –ya da belki de yakınlardaki Tenedos (Bozcaada) adası– şiirsel ifadelerle anlatılmıştır.

Troya Savaşı ve onunla ilgili efsanelerin çoğu doğrulanamamıştır ve efsanelerle tarihin iç içe geçtiği bir anlatıdır. Ünlü tahta at hikâyesi, Yunanlıların dev bir ahşap at inşa edip bunu hediye gibi bırakmaları ve geri çekilmiş gibi yapmalarıyla başlar. Truva halkı bu atı şehir içine alır. Ancak gece olduğunda atın içinden çıkan askerler şehrin kapılarını açarak Yunan ordusunun içeri girmesine ve şehrin yağmalanmasına yol açar. Bu hikâye günümüzde bilgisayar virüslerine de ilham vermiştir; zararsız gibi görünen fakat içeride zararlı yazılım barındıran dosyalara “Truva atı” denir. “Yunanlılardan gelen hediyelere dikkat et” sözü de bu hikâyeye dayanır. 2004 yılında Brad Pitt’in başrolünde oynadığı Troy filminde kullanılan tahta at, günümüzde Çanakkale’de sahil boyunca sergilenmektedir.

Antik kenti ziyaret ettikten sonra, Hisarlık bölgesindeki Troya Müzesi’ne geçebilirsiniz. Müze, ören yerine yalnızca kısa bir mesafede yer alır. 2018 yılında 8 milyon dolarlık bir maliyetle açılan bu müze, pas rengi dış kaplaması ve cam cephesiyle dikkat çekici bir küp şeklinde inşa edilmiştir. Giriş, yer altındaki resepsiyon alanına uzanan bir rampa ile sağlanır. Müzenin iç kısmı geniş sergi alanlarına, cam zeminlere, bir kafeye, hediyelik eşya dükkanına, sergi ve konferans salonlarına sahiptir. Teras şeklindeki çatısı, çevredeki kırsal alanın etkileyici manzarasını sunar.

Müze, dört ana katta ve yedi bölümde düzenlenmiş sergileriyle zengin bir içerik sunar. Heykeller, seramikler, takılar, sikkeler, heykelcikler ve ABD’deki Penn Müzesi’nden iade edilen eserler ile Çanakkale çevresindeki müzelerden getirilen koleksiyonlar burada sergilenmektedir. Oldukça özenle hazırlanmış bu müze, Troya ören yeriyle birbirini tamamlayan bir deneyim sunar. Sadece harabeleri gezip müzeyi atlamak, bu zenginliğin yarısını kaçırmak olur.

Daha fazlasını görmek isteyenler için, 21 Kasım 2019’da British Museum’da açılan Troya: Mit ve Gerçek başlıklı sergi de ilgi çekicidir. Bronz Çağı’na kadar uzanan yaklaşık 300 eserin sergilendiği bu etkinlikte, Homeros’un kahramanları Helen, Paris, Akhilleus ve tahta atın hikâyeleri ön plandadır. Sergide ayrıca Schliemann’ın bulduğu ve Almanya’ya kaçırılan hazinelerden yaklaşık 100 parça da yer almaktadır.

Her ne kadar Schliemann Troya’yı bulmuş gibi tanıtılsa da, asıl katkıyı sağlayan kişi Calvert’tir. Schliemann’ın kazı yöntemleri, arkeologlar tarafından ciddi şekilde eleştirilmiş ve birçok katmanın yok olmasına yol açmıştır. Yine de çok sayıda dil bilen zeki bir insan olduğu açıktır. Günümüzde kazılar, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öncülüğünde devam etmektedir. Troya, hem Türkiye’nin hem de dünya tarihinin en önemli arkeolojik ve kültürel alanlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Leave a Reply

Welcome – Çanakkale

Set on the stunning Dardanelles Strait, Çanakkale is your gateway to ancient Troy and the legendary Gallipoli battlefields. With its rich history, lively waterfront, and welcoming atmosphere, it’s the perfect stop for curious travellers. Come and explore this unforgettable corner of Turkey!

Discover more from Çanakkale City - Çanakkale şehri, Türkiye

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading